14 Şubat 2016 Pazar

Desteğimiz Değil Paramız Önemli

Futbolun en önemli objesi olan tribünlerdeki taraftarın profili değiştirilmek isteniyor. Yöneticiler, taraftar yerine seyirci gelmesini istiyor. Bu bağlamda tribünlerin desteği yerine cebine bakıyor. Bu durumdan şikayetçi olan taraftarlar, fahiş bilet fiyatlarına tepki için seslerini yükseltmeye başladılar ve kendince somut protestoları uygulamaya geçirdiler.

Gelecek sezondan itibaren Liverpool taraftarının en pahalı bileti 59 sterlinden 77 sterline çıkacağı duyuruldu. Bu zammın üzerine taraftar grupları ilk maç olan Sunderland maçının 77. dakikasında tribünleri boşaltma kararı aldı ve uyguladılar. Şansları da yanındaydı. 2-0 önde oldukları maç, taraftarlar çıktıktan sonra 2-2 sonuçlandı. Bu tepkinin üzerine Liverpool yönetimi, özür diledi ve 2 yıl zam uygulanmayacağını açıkladı.

Bu sezon CL'de Arsenal-Bayern Münih maçında, Münih taraftarı maça 5 dakika geç girdi. "Taraftar olmadan futbolun  değeri yok. Biletin değeri 64 pound." pankartını açtılar. Arsenal taraftarı alkışla destek verdi. Benzer örnek Dordmund'tan geldi. Stuttgart deplasmanında 18 dakika koridorda sessiz bekleyip, 25. dakikada sahaya tenis topu fırlattılar. Örnekler çoğaltılabilir...

Bugün oynanan Arsenal-Leicester City maçında pahalı bilet fiyatları yüzünden, Leicester taraftarları maça 5 dakika geç girmeyi planlıyordu. Arsenal taraftarından destek istendi. Gerekli destek sözde kaldı. Maçın önemi nedeniyle protesto gerçekleşemedi.

Fenerbahçe'nin bu sezon Mersin deplasmanındaki bilet fiyatı hem çok pahalı hem de Mersin tarafınınkinden pahalı.. Aynı şekilde Kayseri aynı şekilde Antep... Bunlar ilk akla gelenler, örnekler çoğaltılabilir. TFF'nin bunlara çözüm bulması gerekiyor.

Hep olumsuz örnek veriyoruz. Olumlu bir haber İngiltere'den.. Bu sezon başında Premier League'de imzalanan yüksek yayın ihalesi nedeniyle, West Ham yönetimi biletlere bu sene zam yapılmayacağını açıklamıştı.

Ben ve benim gibi düşünen taraflar olarak, kendi takımlarımızın bilet fiyatları ve zamlarından son derece rahatsızız. Bu şekilde artan fiyatlar yüzünden, yakında takımımızı sadece TV'den izleyebileceğiz ve takımımız bizlerin vereceği destekten mahrum kalacak. Bizlerin yerine burjuva kültürüne sahip ruhsuz taraftarlar olacak.

Sonuç olarak; futbolun ilerlemesindeki en önemli parametre, taraftardır. Türk futbolunun ilerlemesi için ilk önce bilet fiyatları düzenlenmelidir. Sadece Fenerbahçe özelinde değil. Türkiye'de çoğu kulübün bilet fiyatları yüksek ve yönetimler, taraftarlardan sürekli daha fazla para istiyor. Eğer taraftarlar olarak, bir tepki koymazsak bu yapılanları kabul etmiş oluruz.


14 Nisan 2015 Salı

Yazıklar Olsun

Rize deplasmanı dönüşü, Trabzon'da takım otobüsümüz kurşunlanıyor. Şoför ağır yaralı olarak kurtuluyor. Şoförün son hamlesi ve güvenlik görevlisinin çabaları olmasa, otobüs viyadükten aşağı uçacak ve yüksek ihtimal tüm takım Hakk'ın rahmetine kavuşacaktı. Şükür olmadı.. Bu olay 10 gündür Fenerbahçe taraftarı ve birkaç kesim dışında kimsenin gündeminde olmadı. Ne TFF, ne Kulüpler Birliği, ne de siyasiler! Sadece olayın sıcaklığıyla gelen bir-iki yorum ve geçmiş olsun dilekleri.. İşin garibi Fenerbahçe yönetimi de susuyor. Kulüpler Birliği Başkanı çapsız çapsız konuşuyor, resmi sitede dahil malum şahısa! ağzının payını veren yok. Tek dertleri Alex olmuş. Bu kadar aciz duruma düşmüşüz! "Olay aydınlanana kadar maçlara çıkmayacağız" kararı alınmıştı yönetim kurulu toplantısında.. Bugün görüyoruz ki; yine blöf yapmışlar! Herkes geçmişe bakarak blöf yapıldığını öğrenmiş olsa gerek.. Bu sefer de yemedi. Bu kadar fazla blöf yapılmaz. Azıcık gururunuz, onurunuz olsa takımı sahaya çıkarmazdınız, tükürdüğünüzü yalamazdınız ve Fenerbahçe tarihine kara bir leke sürdürmezdiniz!

19 Mart 2015 Perşembe

Yolun Sonu Karanlık

Uzun yıllardır devam eden ve sene başından beri  daha da somutlaşan bir takım politikalar camiayı içinden çıkılmayacak bir kaosa sürükledi. Gerek yönetim ve yanlıları, gerekse yönetim karşıtları bu süre zarfında sürekli hatalar yaptılar. Başlangıçta yapılan hata veya hatalar diğer hataları da tetikledi, tetiklemeye devam da ediyor.

Aziz Yıldırım, 16 senelik başkanlık hayatında teknik direktörleriyle, futbolcularıyla, taraftarlarıyla hatta kendi yöneticileri de dahil olmak üzere birçok kişiyle husumet yaşadı. Kendi itibarını gölgede bırakan, otoritesini sarsan herkesi kulüpten uzaklaştırdı. Sürekli kendini haklı görmekten kaçınmadı. Sadece kendi mantalitesine sahip insanların Fenerbahçe'ye menfaat sağladığını, karşı düşünceye sahip olanları kulübe daima zarar verdiğini düşündü. Başkan birleştirici güç olması gerekiyorken, O camia içinde daha fazla gruplaşma olmasına destek verdi. Yapması gereken başkanlıktan çok daha fazlasını yaptı!!

Sene başında sırf bir inat uğruna Okul Açık'ı kapattı. Aslında Okul Açık'ı kapatmadı! Kapalı bir tribün, tribün kapatma cezasını nasıl alsın? Daha açık şekilde; yönetimin istemediği insanlar veya gruplar Okul Açık’tan uzaklaştırıldı. Hatta bazıları Saracoğlu’ndan.. Bir kulübün tek sahibi olan taraftarlar, ne olursa olsun takımına destek olması engellenemez.

Başkanın bu tutumlarından şikayetçi olanlar, yapılanlara karşı somut adım atmıyor. Yaptıkları sadece "istifa" diye bağırmak ve bu sesler bir zamandan sonra kuru gürültüden öteye de gitmiyor. Uzun zamandır sürdürülen bu politikanın başarısız olduğu aşikar  ve hala algılanmamış olacak ki devam ediliyor. En büyük yanlış körü körüne muhalefet yapmak.. Hiçbir zaman yapıcı projelerle destekler verilmiyor ve yapılan ufak bir hata da bile antipatiklik katsayısı artıyor(Muhalefet yapan kesim daima suçlu görülür). Daha da önemlisi muhalefet yapılan tarafın doğruları kabul edilmiyor, hiçe sayılıyor. Sözde herkes Fenerbahçe menfaatine uğraşırken bu anlaşmazlıklar nedir?

Öyle ya da böyle başkandan memnun olmayanlar, başkanın gitmesini isteyenler kongreye dahil olmak zorunda! Üyelik ücretlerinin fazla olduğu doğru ama "istifa" diye bağırılarak harcanan enerji, üyelik ücretlerinin azaltılması için harcansaydı, olumlu sonuç alma ihtimali bir hayli fazlaydı..

Artık tünelin ucundaki ışık gözükmüyor. Camia içindeki bu huzursuzluk, herkesin enerjisini aldı ve görünen o ki; kimse elini taşın altına sokmayacak. Bu durumda iki taraftan biri bertaraf olmadığı sürece, bu camia da huzur bulamayacak ve bu süreç ne kadar uzun olursa dibe vurma da o kadar yakın olacak.

Menfaati Fenerbahçe olanların tek düşüncesi; Kendi menfaati için bulunan herkes dağılacaksa, camia olarak dibe vurmaya da hazırız!

20 Ağustos 2014 Çarşamba

Sözde Halkın Takımı

Fenerbahçe'nin, ders veren tarihini ve gurur duyulacak mazisini; dedelerimizden, babalarımızdan, ağabeylerimizden dinledik. Büyük kulüp olmak; 'aldığın kupa sayısı değil, sahip olduğun değerlerdir' diye öğrendik. Hep hayallerimizde canlandırdık o günleri.. Bizler daha fazla sahipleneceğimize, o günleri kendimizden hızla uzaklaştırdık. 


O tarihi ve gururu bizlere yaşatanların yerlerine gelenler, bu değerleri zamanla yok ettiler. 'Halkın takımı' söylemi, sadece sözlerde kaldı, gerekli çaba sarfedilmedi. Daima kolaya kaçıldı. 3 Temmuz süreci biraz olsun bizlere değerlerimizi hatırlatsa da, bu birazdan ileri gitmedi.

Son zamanlarda takımlara, stadyumlarda gerekli desteğin verilmediği söyleniyor. En az  80-100 lira(Fenerbahçe için) bilet parası verenlerin çok büyük kısmı takıma maç esnasında destek vermiyor. Onlar için stadyuma gelmek, haftasonu eğlencesi olmaktan başka bir şey ifade etmiyor. Sonuç olarak futbol burjuva kültürünün esiri oluyor.

Lig maçlarını bırakın, hazırlık maçları da dahil fahiş bilet fiyatları uygulanıyor. Maçlar boş tribünlere karşı oynanıyor. Hazırlık maçlarını ulusal yayınlardan izleyemiyoruz. İzlemek istiyorsak her ay belli bir ücret karşılığında dekoder almamız gerekiyor. Durum öyle vahimleşti ki; tüm maçları izlemek istiyorsak, evimizde birden fazla dekoderimiz olmak zorunda. Kulüp televizyonunda pek bir işe yaramadığı farkediliyor.

2012/13 sezonunda UEFA Avrupa Ligi çeyrek final ve yarı final maçlarının biletleri 100 lira+hizmet bedeliydi. Bu kadar pahalı olmasının nedeni şu şekilde açıklanıyor; çeyrek final öncesi iki tur cezalıydık. Ne ara bu seviyelere düştüğümüzü farkedemiyoruz. Bunun benzeri örneklerini çoğaltabiliriz.
Fenerium'lara bakıyoruz. Çoğu zaman sadece bakıp çıkıyoruz.. Bir formanın 140 lira olması kabul edilemez! Asgari ücretin 1000 lira bile olmadığı ülkede formanın bu kadar pahalı olması saçmalıktır. Diğer lisanslı ürünlerin ne kadar pahalı olduğu, kalitesinin de bir o kadar başarısız olduğu aşikardır.

Liglerinde kendini halka yakın hisseden kulüpler gerek maç biletleri gerekse lisanslı ürünlerle kendini farkettiriyorlar. Bu sene İngiltere Premier Lig'in yayın ihalesi uçuk bir fiyatla sonuçlanınca, West Ham United yönetimi maç bilet fiyatlarında indirime gitti.

Yöneticiler yıllarca kulüp adına yaptıkları borçları taraftara yansıtamazlar.  van Persie, Nani transferlerinden dolayı hepimiz heyecanlandık ama bunun maliyeti aynı şekilde taraftara yansıtılmamalıydı.  Bu uygulamalar yoksul kesimi, yoksul kesimin sporu olan futboldan, futbol stadyumlarından uzaklaştırır. Kulübün değerleri her futbolcudan, her isimden daha önemlidir.


Bir kulübün sahibi her zaman taraftardır ve taraftar daima kulüp adına söz sahibi olmalıdır. 

19 Temmuz 2014 Cumartesi

Boş Tribünler

Futbolun dünyadaki patronu FİFA ve Avrupa’daki söz sahibi UEFA sürekli futbolun dünyada yayılması, gelişmesi, daha çok izleyici kazanılması ve futbolun dünyadaki en önemli spor olması için çalışmalar yapıyor. Dünyada milyarlarca insanın izleyip, takip ettiği futbolun değeri haliyle milyar Euro’ları geçiyor ve bu doğrultuda FİFA ve UEFA için izleyici, seyirci, taraftar demek müşteri, yani para demek oluyor.


 Futbol taraftarla güzeldir. Taraftar; küfürsüz tezahüratla, takımına karşılıksız bağlanmakta ve sahaya yabancı madde atmamakla güzel ama tribünü yaşayan insanlar için daha önemli unsurlar var; pankart, koreografi ve meşale...

 Futbolun boş tribünlere oynanmasına karşı olduğunu ve bunun ortadan kalkması üzerine çalışmalar yaptığını dile getiren UEFA, kendi düzenlediği bir organizasyonda hiç çekinmeden taraftarsız maç oynama cezası verebiliyor. Nedeni ise tribünün içinden olan bir kişiye trajikomik geliyor: Meşale!


 Taraftara müşteri gözüyle bakan zihniyetten açıkçası fazla bir şey beklememek gerekiyor. Bu zihniyetteki insanlar yüzünden günümüz futbolu, endüstriyel futbola göz göre göre teslim oluyor. Bizler de bu sistem içerisinde ister istemez müşteri oluyoruz. Gönül verdiğimiz renkleri reklamlar içinde izliyoruz.

 Boş tribünlere karşı oynanan futboldan ne sahada oynayan futbolcu zevk alır ne de TV’den izleyen izleyici.. Nitekim de araştırmaların sonucu, sokaklarda konuşulanlar söylediklerimizin doğruluğunu kanıtlıyor.


 Sahada, arkasında itici bir güç olmadığını bilen  bir futbolcu.. Sahada konuşulanların TV’den duyulmasından şikayetçi olan bir izleyici vs vs… Bunlar üst üste konulduğunda futboldan soğuma başlayabiliyor.

 FİFA ve UEFA ne kadar yasaklarsa yasaklasın, taraftarsız maç oynama cezası versin vermesin. FENERBAHÇE TRİBÜNLERİ  taraftarsız maç oynama cezası olan bir maçta bu kurumların meşalenin önüne geçemeyeceğini gösterdi. Bu görsel şov bütün dünya basını tarafından yayınlandı ve tribün kültürünü yaşayan, yaşamak isteyen herkesten övgü dolu sözler aldı.


 “Futbolu önemsiyoruz” sloganıyla yola çıkan UEFA’nın, futbolu güzelleştiren, futbolun sevilen yanı olan tribünlere en azından bundan sonra bu tür yasakların kalkdırılmasını ve daha esnek davranılmasını ümit ediyoruz. Bizleri gönül verdiğimiz renklerden ayırmaya kimsenin hakkı yok !


Unutulmamalı  ki “FUTBOL TARAFTARLA GÜZELDİR”.